Kendimle yarışıyor, hep kendimi geçmeye çalışıyorum çünkü başarı elde etmenin verdiği mutluluk başarısızlığın yarattığı etkiden çok daha kuvvetli. Böylesi tıpkı bir maç izler gibi heyecan verici ve de her güzel şey gibi alışkanlık yapıcı. Kişinin yalnız kendisi ile yarışması tatmin edici, huzur sağlayıcı. 

——

Akşam ise çantamda son kalan mamaları mahallenin köpeklerine verdim. Büyük, küçüğün yemesine izin vermeyince birini sağıma birini soluma alıp ayrı ayrı yedirdim. Öyle mutlu oldum ki, böylesine küçük şeyler yüzümü bu denli güldürebiliyorsa büyük bir başarı daha elde etmiştim. Evet şu hayatta bir yemek için bir de başarı elde etmek için yaşıyorum. 

14.04.2014

Anonim sordu: Tumblr hesabımı kapatalı çoook uzun zaman oldu. Seni severek takip ediyordum hatta ne zaman aklımı oyalamak istesem açıp açıp sayfanı inceliyordum. Emiliana Torrini/Sunny Road dinlerken gözüm klibine kaydı "bu klip bana kimi anımsatıyor" diye düşünürken birden aklıma geldin. Link değişmediği için çok mutlu oldum :) Ders çalışmam gerektiği için ve çok sıkışık bir zamanda olduğum için ancak 4-5 sayfa okuyabildim. Dilerim en kısa zamanda huzurla dolar ruhun,kalbin. Kocaman sevgiler!

Güzel dileklerin için teşekkür ediyorum. Bazen tanımadığımız insanlar tanıdıklarımızdan daha çok gülümsetir bizi. 

Ben de bu ara derslere kendini vermiş biri olarak halden anlar, kolaylıklar ve başarılar dilerim. Güzellikle ve sevgiyle kalasın. 

Vapurda yanımda oturan 5-6 yaşındaki çocuk döndü dedi ki: ”Ben sirke gitmeyeceğim, çünkü hayvanların canı yanıyormuş o hareketleri öğrenirken.”

Dönüşte yine kalabalık bir sokak, yine kalabalık kafalar. Birbirini görmeyen, duymayan, dinlemeyen ve anlamayan kalabalıktan sıyrılıp yanıma geldi. Kafasını okşadım, sonra ona mama aldım. Biraz sohbet ettik ve ben eve döndüm. Hala yüzümü güldüren şeyler var, hala eksilmemiş umutlar. Tabii ki insanlardan bahsetmiyorum. 

05.04.2014

"en sevdiğim şeylerin
en derininden yarattım onu
ve onu anlayamıyorum…"

Cesare Pavese

Ve bünye patlak verir, süt ısrarla yama yapmaya çalışır.

03.04.2014

İnsanlar çıldırmış olmalı. İşsizlikten, parasızlıktan, açlıktan, dertten tasadan, sevgisizlikten, haksızlıktan ve bilemediğimiz için sayamadığımız onca nedenden. 

Daha birkaç gün önce hastanede bir adam babamın üzerine saldırmıştı. Hayret etmiştik anlayışsızlığa, ani öfkelere. Bugün geç de denilmez, saat 9 sularında otobüste cam kenarında, kendi halinde oturan orta yaşlı bir adamın yanına oturmuştum. Ellerimde çanta ve poşetler, üzerimde yorgunluk, tıklım tıklım bir otobüs. Kapının hemen arkasındaki koltuktayız. Kafasını cama dayayan adam birkaç duraktan sonra inmek için kalktığında ona yol vermiştim ama öyle kalabalıktı ki bir adım yana kayılacak yer yoktu. O sırada inmek için kapı önünde bekleyen bir genç daha vardı. Yanımdaki adam bana rahatsızlık verdiğini düşünerekten genç olana biraz kaymasını söyledi. Ne olduysa orada oldu. Birden sesler yükseldi. Ben de ineceğim zaten görmüyor musunlar, bayanı rahatsız etmemek için söyledimler havada uçuşmaya başlamıştı ki kapı açıldı. İndiler ve iner inmez biri diğerinin yakasına yapışmıştı. Otobüs hareket edene kadar camdan izledim. Sırasıyla birbirlerini ittiriyorlardı. Etraftaki herkes benim yaptığım gibi izliyordu. Sadece izleniyorlardı. Otobüs hareket etti ve ne oldu bitti bilemiyorum.İki gün önce ise eve yürürken yine sokakta bir kavga. Adamın kafası yarılmış, her yer kan gölü.  

Öyle bir hale gelmişiz ki, tahammülsüzlükle, anlayışsızlıkla doldurulmuş içimiz. Ilımlı olmak nedir unutmuşuz. Kimimiz onu hayata bağlayan amacını, beklentisini kaybetmiş, korkusuz ve saldırgan olmuş. Kimimiz korkudan bana dokunmayan yılan bin yaşasın demiş. Bunların üzerine yıllarca bilinçli bir şekilde, yavaş yavaş cehalete mahkum edilmişiz. 

Yıllarca göğsümü gere gere kadınlığımdan utanmadan gezmişim sokaklarda. Gönlümce giyinmişim, kimseye aldırmadan. Yeri gelmiş tek başıma otostop bile çekmişim aslında kendimi kadın olmaktan ziyade birey olarak görmüşüm. Peki ya şimdi? Her yanımızı en tehlikeli olan tür sarmış, her şeyi yapma potansiyeli en yüksek olanlar. Artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmayanlar. Ve sayıları her geçen gün artıyor. Kadın olmak zor dedik ya bu ülkede hep, artık insan olmak çok zor, vicdan sahibi olmak daha da zor.  İnsan artık kendini görünür kılmaktan korkar bir hale geliyor herkese şüpheyle yaklaşmaktan. 

01.04.2014

18 günden sonra ilk kez çok uyuyorum. 18 günden sonra ilk kez geç uyanıyorum ve 18 günden sonra yine o kabusları görüyorum. O kabuslar tüm gün zihnimi meşgul ediyor. Gerçekleri mi görüyorum yoksa yaşamaktan korktuklarımı mı kestiremiyorum.

Bir şeyler yoluna girsin diye uğraşmıyorum, yardım için uzanan elleri geri çeviriyorum. El zaten adı, adı üzerinde. Bu yönden bakmayı tercih ediyorum.

Öyle uzaklaşmışız ki mecazi, gerçeklik de eksik kalmasın diye ellerimle form dolduruyorum uzaklara gitmesi için. Resmi evraklarla her şeyi gerçekleştireceğimi zannediyorum. Ben uykusuz kalarak, kendime hava deliği yaratmadan yaşayarak değişik bir düzen tutturduğuma inanıyorum. Sağlıksız da olsa düzen kelimesini duyunca gülüyorum. İçeriğine bakmaksızın huzuru anımsatıyor bana.

Bana dokunmaya çalışan ellerin niyetleri kötü biliyorum. Eskiden ona dokunan eller zehrini ona akıtmış, fazlasını benimle paylaşmak istiyor. Bir akrepten daha zehirli. Ben kendi düzenimine sığınıyorum, sıkıştırıyor. Ben yabancı hissettiklerimden hep korkuyorum.

Uyanıyorum. İçim sıkıntı dolmuş. Bu kadar uyuduğum için kendime kızıyorum. Ellerimde sanki bir sıcaklık…

30.03.2014

"Çok sevgili Aliye,

Sana neler yazayım ki sen neşe içinde yüzesin. Ben neşeyi senden öğreneceğim. Hayat ve felaketler beni o kadar gülmekten ve neşeden uzaklaştırdı ki kendimi, senin getirdiğin bu saadet dünyası içinde bile şaşkınlıktan kurtaramıyorum. O kadar talihin kahrına uğramışım ki hayatta bana da mesut olmak nasip olabileceğine inanamayacağım geliyor. Evde iki resmini de karşıma alarak saatlerce bakıyorum ve saadet adeta beni sarhoş ediyor. sevinçten ağlamak istiyorum. Ben son zamanlarda her şeyden ümidimi kesmiş, kendimi gülen, oynayan hayattan ayırarak birkaç türlü kitabın arasına atmış bulunuyordum. Sen bu karanlık ömrümün içine bir sevinç ışığı gibi, kurumaya yüz tutan ekinlere can veren bir nisan yağmuru gibi birdenbire geldin. Ben bu kadar bol hayat ve saadet yağmuru altında kendimi unutmuş gibiyim. Şimdi ömrümün tek bir gayesi var: bir gün evvel sana kavuşmak, seni kollarımın arasına almak, güzel, temiz yüzüne saatlerce, senelerce hiç doymadan bakmak. Ancak o zaman tam neşeli, senin istediğin gibi neşeli olabileceğim. Senden ayrı, senden uzak bulunurken benden nasıl neşeli şeyler istiyorsun?

Bana yaz Aliye’ciğim. Sayfalarca mektuplar yaz. Her şeyden, hayattan, insanlardan, bahardan, kendinden bahset. Asıl sen bana neşe ver. Ben buna muhtacım.

Seni binlerce defa kucaklar, güzel gözlerinden, dudaklarından öperim.”

Sabahattin Ali

Tam da o heybetli ağacın altından geçerken belirdi aklında çocukluğu. Kaldırımın tam orta yerinde, el ele yürüyen insanların ellerini ayırdığından sevgi görmemesine rağmen olanca gücüyle kök salmıştı sanki. Kendisi gibi heybetli gölgesinin altından geçtiği saniyelere sığmazdı elbet çocukluk anıları. 

Beyaza boyalı duvarlarla çevrili L şeklindeki bahçenin en sonunda büyümesine tanıklık ettiği mis kokan bir çam ağacı vardı. Ve sararmaya yüz tutmuş ağaç altındaki fotoğrafları. Ağacın gölgesi altında, yüzünü dağın eteklerine çevirir otururdu, bir şey düşünmeden. Ya da şimdi hatırlayamıyordu o zamanki düşüncelerini. Zaten küçücüktü boyundan büyük düşünemezdi. O günlere dair tek hatırladığı ağacın, dağın ve gök yüzünün verdiği huzurdu. 

Kendisini ne zaman yalnız, çaresiz ve güçsüz hissetse hep doğanın kucağına koşmuştu. Güneşin batışında deniz kokusunu içine çekmiş, bulutlara bakmıştı. Doğa kadar yücesi var mıydı? Doğa kadar dost olanı, sırdaş olanı, tüm sıkıntılarından seni kurtarmak için canla başla çalışanı? Yalnızca denizi seyretmek, martıları izlemek, o iyot kokusunu içine çekmek, ağaçlı bir yolda yürümek, ağaçlara dokunmak ve sonunda kendini arınmış hissetmek…

29.03.2014

Dünüm, bugünüm, yarınım…
Taze sıkılmış portakal suyum, çikolatam, kimsesizliğim.

Ve istemsizce içimden yükselen sözler,
Penceresiz kaldım anne
Hani benim gençliğim nerde?


28.03.2014

İlk önce bazı kararlar alarak hayatımı düzene sokmaya başladım. Uykum düzene girdi, ders çalışma saatlerim, ve son olarak sindirim sistemim. Düzene dair oturttuğum bir şey akabinde bir başka düzeni getirdi. Şimdi sıra bu ülkede olmalı.

27.03.2014

Toplum düşünmesine, düşünürken hatırlayıp üzülmesine bile izin vermiyordu. Akşam saati hıncahınç dolu bir trende oturmuş, her yolculukta yaptığı gibi olanı biteni düşünüyor, yetmezmiş gibi üzerine geleceği de tahayyül etmeye çalışıyordu. Nasıl da başarıyordu bu kadar derine dalmayı, böylesine kötüye yormayı her şeyi. Birden kalabalık içinde olduğunu ve karşısında oturan genç çocuğun yüzünü inceleyen bakışlarına maruz kaldığını fark etti. Garip bir şekilde bakıyordu gözlerine. Sanki kafasının içinde olan biten her şeyi görmüş o gözlere tüm gördüklerini unutturmak istercesine hızla dağıtmaya kalkıştı düşüncelerini. Göz göze gelince o rahatsız edici, düşünmesine izin vermeyen bakışlar şimdi de ojeleri çıkmış, etleri yolunmuş bakımsız ellerine yönelmişti. Kız utandı ellerinden, parmaklarını avuç içlerine doğru büküp yumruk yaptı ellerini. 

Daha çok mu vardı ineceği durağa? Düşünmeden duramıyordu daha fazla, kalabalık bunaltıyordu, gözleri dolacaktı az daha. İçinden çığlıklar yükseliyordu. 

İndiğinde ilk işi içine derin bir soluk çekmek oldu. Hava kararmıştı. Uzun süredir kalabalıkta yalnız başına yürümemişti. Ama kafası kentin en kalabalık sokağından bile daha kalabalıktı. Hızlı adımlarla rüzgara karşı yürüyordu. Gözlerindeki yaşlar yanından geçen kalabalığı iyice bulanıklaştırıyordu.

Bitmek bilmeyen sorulara bulunmaz cevaplar aramayı sürdürüyordu ısrarla. Bir sonraki günün hiçbir şey olmamış gibi geçeceğinden habersizdi henüz. Düşündüğünün aksine bir yabancılık çekmemişti. Akşam olunca yine değişmişti her şey. Arkasından bir ölüm haberi. Sonra yanlış zamanlamalar. Gerilen sinirler. 

Bitmek bilmeyen yollarda hep düşünüyordu. İnsan sevmediği kişinin açığını arardı hatta uğraşmazdı bile sevmediği biriyle, gerek duymazdı buna. Aksine sevdiğine güvenmek için bazen yalanları bile kendince yorumlar, inanmak istemezdi. Belki üslubunu değiştirmesi gerekiyordu yanlış anlaşılmamak için.  Birlikte yaşadıkları o sıcak yaz mevsimini de düşündü. O zaman dilimini hep düşünürdü zaten. Saç köklerine kadar düşünürdü onu. Saç bakım yağları hazırlar parmak uçları ile narince sürerdi. En güzel yemekleri yapmak için erkenden mutfağa girerdi. Kendi işine bakmazdı pek, sabah erkenden uyanırdı onunla birlikte. Şimdi değişen neydi. Artık ayrılmıştı işler. Ortaklık bitmişti. Herkesin bakması gereken işi ayrıydı. Artık konuşacakları, paylaşacakları ayrıydı. Yalanları, doğruları ayrıydı. 

1.5 sene öncesini anımsadı sonra. Hava alanında düşündüğü o karşılaşma gerçekleşmemişti. Soğuk bir merhaba içini dondurmuştu. Peki ya şimdi nasıl olacaktı. Neler anlatacaklardı birbirlerine? Nelere güleceklerdi? Nasıl sevişeceklerdi? 

Eve gelmişti, odasına geçti. Karnı çok acıkıncaya kadar kendisine hiçbir şey katmayacağını düşündüğü, belki de boşa çabaladığı bir sınav için çalışmaya devam etti. Taa ki çok acıkana kadar. Kafasını hiç boş bırakmaya gelmiyordu. 

25.03.2014

Günlerimin özeti bile denmez ya buna zira bu tamamı. Sabah 7 mesaisi, gecesi belirsiz. Bedenim yine dayanır da zihnimin adına konuşamam. Her şeyden çok çok, anılardan az az. Tabii kentkart da artık öğrenci düşmüyor o da çok çok. Hayır hayır, sonucunda kimseye kızmayacağım, bahanem de yok, artık indirgendi her şey. Kütüphaneler de olmasa başka baharlara derdim. Sahi bunların gece kapanmayanlarından yok mu hiç? Eve gitmek istemiyorum. Sessizliği hissetmek istemiyorum. Sessizlik benim düşmanım. Kendi sessizliğimi dikkat dağıtan tüm ögeler içinde kendim yaratmalıyım. Zaten o yüzden zihnimin adına konuşamıyorum ya. Eskidendi gecelerin en huzur dolu saatleri içermesi. Şimdi yalnız azap. Daha ne geceler geçecek.

günler geçer ve çalışır şafağın değirmenikim bilebilir ki kimi neyi eskittiğimiben ne kadar önemserdim kendimi hay allahsen ne kadar kumraldın aynalarda hay allahtemmuz tam bu işe göredir bana kalırsagel bağışlayalım birbirimizi. 

20.03.2014

Günlerimin özeti bile denmez ya buna zira bu tamamı. Sabah 7 mesaisi, gecesi belirsiz. Bedenim yine dayanır da zihnimin adına konuşamam. Her şeyden çok çok, anılardan az az. Tabii kentkart da artık öğrenci düşmüyor o da çok çok. Hayır hayır, sonucunda kimseye kızmayacağım, bahanem de yok, artık indirgendi her şey. Kütüphaneler de olmasa başka baharlara derdim. Sahi bunların gece kapanmayanlarından yok mu hiç? Eve gitmek istemiyorum. Sessizliği hissetmek istemiyorum. Sessizlik benim düşmanım. Kendi sessizliğimi dikkat dağıtan tüm ögeler içinde kendim yaratmalıyım. Zaten o yüzden zihnimin adına konuşamıyorum ya. Eskidendi gecelerin en huzur dolu saatleri içermesi. Şimdi yalnız azap. Daha ne geceler geçecek.

günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni
kim bilebilir ki kimi neyi eskittiğimi
ben ne kadar önemserdim kendimi hay allah
sen ne kadar kumraldın aynalarda hay allah

temmuz tam bu işe göredir bana kalırsa
gel bağışlayalım birbirimizi. 

20.03.2014

Baba yazlığa gönderilir, analı kızlı dışarıda kahvaltı kaçamakları yapılır. 
Bu hafta gireceğim 4 tane sınav için de kendime bol sabır ve başarı diliyor aynı zamanda ketumluktan içimin nasır tutmamasını da temenni ediyorum.

”Ne kadar da ketumdur, katlandığı acıları, atlattığı tehlikeleri sergilemeyi hiç sevmez”

A.İlhan

17.03.2014

Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.
16.03.2014